Burcu ÖZBEK – Uzman Sosyolog – Kahkahaların ardındaki sessizlik ve mizahın gölgesinde gizlenen acı“Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.”

Bu cümle, bireyin duygusal maskeleriyle kurduğu savunma mekanizmasına dair güçlü bir gözlemi yansıtır. Toplumda “gülmek” genellikle mutluluğun, hafifliğin ve iyi oluşun dışavurumu olarak algılansa da, sosyal psikoloji bu durumun çok daha karmaşık olduğunu gösterir. İnsanlar zaman zaman içsel acılarını, toplumsal kabule uygun olan davranışlarla örtmeye çalışırlar. Aşırı neşelilik, sürekli espri yapma ya da “ortamı güldürme çabası”, bireyin kendi duygularından kaçışı, onlarla baş edemeyişi ya da başkalarının duygularını yüklenmeme arzusu olabilir.

Sosyal antropoloji ve kültürel çalışmalar bu durumu, “acıya kolektif maskeler takmak” biçiminde değerlendirir: Çünkü toplumlar genellikle “üzülen insan”ı değil, “gülümseyen insan”ı daha kolay kabul eder. Bu da kişiyi kendi acısını inkâr etmeye veya bastırmaya iter. Psikolojide bu davranış kalıbı “mizahla başa çıkma” stratejisi olarak tanımlansa da, sürdürülebilirliği çoğu zaman duygusal çöküşle sonuçlanabilir. Dolayısıyla, çok gülen biri her zaman mutlu olmayabilir; bazen bu kahkahalar, en derin sessizliklerin örtüsüdür.

Sosyal medyada da bireylerin kendilerini sürekli mutlu, üretken ve tatmin olmuş bir şekilde sunma eğilimi; bireyin toplum içindeki konumunu koruma ve yeniden inşa etme çabasının dijital bir yansımasıdır. Bu durum, sosyal bilimlerin çeşitli kavramlarıyla anlamlandırılabilir.

Sosyolog Erving Goffman, bireylerin toplumsal yaşamı bir tiyatro sahnesi gibi yaşadıklarını öne sürer. Ona göre insanlar, “gündelik yaşamda benliğin sunumu”nu gerçekleştirirken farklı roller üstlenirler. Sosyal medya ise bu “sahne”yi genişleten, performansın kesintisiz hale geldiği bir ortam sunar. Bu ortamda birey, “mutlu kişi” rolünü sürekli kılmak zorunda hisseder. Zira mutsuzluk ya da eksiklik, “gösteri”nin ritmini bozar.

Bu gösteri hali, Guy Debord’un “gösteri toplumu” kavramıyla da kesişir. Debord’a göre modern toplumda gerçeklik, yerini temsillere bırakmıştır. Artık önemli olan bir şeyin gerçek olup olmaması değil, nasıl göründüğüdür. Sosyal medya, bu temsillerin en yoğun üretildiği ve dolaşıma sokulduğu alanlardan biridir. Mutluluk, burada bir duygudan çok, pazarlanabilir bir imaja dönüşür.

Bir diğer önemli kavram ise duygusal emektir. Özellikle Arlie Hochschild’in tanımladığı bu kavram, bireylerin toplumsal beklentiler uğruna gerçek duygularını bastırarak belirli duyguları “sergileme” zorunluluğunu ifade eder. Sosyal medyada sürekli gülümseyen, neşeli görünen bireyler, aslında bu dijital mecralarda yoğun bir duygusal emek harcamaktadır.

Bu bağlamda, sosyal medyada sürekli mutluluk gösterimi, bireyin yalnızca dijital imajını değil, aynı zamanda toplumsal kabulünü ve varoluşsal güvencesini koruma çabasına işaret eder. Fakat bu çaba, zamanla bireyin gerçek benliğiyle sahnelediği benlik arasındaki mesafeyi büyüterek psikolojik gerilime neden olabilir. Dolayısıyla mutlu görünme arzusu, özünde bir savunma mekanizması halini alabilir: Hem yalnızlığa, hem de görünmez olmaya karşı bir direniş biçimi.

Burcu ÖZBEK

Bu metinden alıntı yapmak için alıntı yapılan metne aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Kahkahaların Ardındaki Sessizlik: Mizahın Gölgesinde Gizlenen Acı" başlıklı metnin tüm hakları yazarı Uzm. Sosyolog Burcu ÖZBEK e aittir ve metin, yazarı tarafından https://burcuozbek.com adresinde yayınlanmıştır.Bu ibare eklenmek şartıyla, metinden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir. Ancak Uzm. Sosyolog Burcu ÖZBEK in izni olmaksızın metnin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.