
Oyun başlamadan önce içimde bir düğüm…
Öğretmen gülümseyerek, “Hazır mısınız çocuklar?” diyor.
Evet… ama hayır. Çünkü biliyorum: kabak bekliyor.
İlk oyunda kabak çıktığında herkes gülmüştü. İkinci oyunda yine kabak… Şaka gibi gelmişti.
Ama üçüncüde, gülüşler bana bakarken tuhaf bir uğultuya dönüştü.
İşte o gün beynim bir şey öğrendi: Ben hep kabak alırım.
Top atma, bardak üfleme, balon patlatma… Her oyunda elim, gözüm, zihnim “sakın kabak seçme!” derken nedense kabak olan yere gidiyor.
Sanki kabak, bir mıknatıs; ben de istemeden çekiliyorum.
Her yeni oyunda kalbim daha hızlı atıyor.
Kollarım uyuşuyor, düşünemiyorum.
Beynim “kaç” diyor ama gözlerim kabak olan yeri buluyor.
Ve evet… yine kabak!
Artık seçmeden önce sonucu biliyorum.
Kendimi değiştirecek gücüm yok gibi geliyor.
Büyükler buna “öğrenilmiş çaresizlik” diyormuş.
Ben ise sadece “kabak kaderi” diyorum.
______________________________
İzleyip Düşündüğüm Bazı Noktalar
1. Psikolojik Etki
İlk birkaç oyunda kabak gelmesi, Gabriel üzerinde büyük bir stres ve endişe yükü oluşturmuş olabilir. Her oyun öncesi “Yine kabak çıkarsa?” düşüncesi, seçimlerini bilinç dışı şekilde etkileyip kabak olanı tercih etmesine bile yol açabilir.
2. Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Gabriel’in sürekli kabakla karşılaşması, onun zihninde “ben hep kabak kazanırım” inancını pekiştirmiş olabilir. Bu inanç, bilinçli ya da bilinçsiz olarak seçimlerini yönlendirirken tuhaf ama etkili bir kısır döngü oluşturabilir.
3. Algı ve Beklenti Sapması
Video gibi içerikler izleyiciye “gözleri sürekli kabak olana bakar” izlenimi yaratıyor. Yani toplumsal dikkat, bu olayı daha görünür kılıyor ve olasılık kadar algı da hikâyeyi oluşturuyor.
4. Oyun Düzenleme Unsuru
Eğer tüm oyunlarda kabak çıkıyorsa, bu durum rastgelelikle mi yoksa öğretmenleri oyunlara biraz bilerek mi müdahil? Bazen düzenleyiciler, “acaba kabak çıkar mı?” gibi düşüncelerle oyunda ilgiyi artırmak için böyle sonuçlara eğilim gösterebiliyor. Bu da Gabriel’in durumu daha trajikomik hale getiriyor.
______________________________
Daha bilimsel bir bakış açısıyla….
1️⃣ Başlangıç: Şanssızlık + İlk Öğrenme
Gabriel ilk birkaç oyunda tamamen tesadüf sonucu kabak seçiyor.
Beyin, özellikle çocuk beyninde, bu tür tekrar eden olumsuz olayları çok hızlı kodluyor.
Amigdala (duygusal hafıza merkezi) “kabak = başarısızlık / hayal kırıklığı” bağlantısını kuruyor.
—
2️⃣ Beklenti Kaygısı (Anticipatory Anxiety)
Her yeni oyunda, daha başlamadan kortizol (stres hormonu) artıyor.
Stres altındaki beyin, ince hesaplar yapmaktan çok otomatik, alışkanlık temelli seçim yapma eğilimine giriyor.
Bilinçdışı olarak Gabriel’in gözü ve eli, kabak olan seçeneğe daha fazla yöneliyor (negatif odaklanma etkisi).
Bu, “Bunu seçmeyeyim” diye düşünürken tam tersini yapma halidir.
—
3️⃣ Negatif Odaklanma (Ironic Process Theory)
Psikolog Daniel Wegner’in “ironic process theory” dediği şey:
“Sakın X’i yapma” diye düşünmek, zihni X’e daha çok odaklar.
Gabriel “kabak çıkmasın” dedikçe zihni kabak olan noktayı daha çok tarıyor.
Elini uzatırken de bilinçsizce oraya gidiyor.
—
4️⃣ Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Her yeni kabak, “ben hep kabak çekerim” inancını güçlendiriyor.
Beyin bu inancı korumak için, bilinç dışı şekilde bu sonuca götürecek seçimleri destekliyor.
Sonuçta şans faktörü giderek azalıyor, psikolojik faktör baskın hale geliyor.
—
5️⃣ Öğrenilmiş Çaresizlik
Bir süre sonra Gabriel, sonucu değiştiremeyeceğine inanmaya başlıyor.
Bu noktada artık deneme biçimi bile değişiyor:
Rastgele seçmek yerine çok hızlı ya da çok kararsız seçim yapıyor.
“Nasıl olsa kabak çıkacak” düşüncesi ile bedensel motivasyon düşüyor.
Bu da hatalı seçme ihtimalini artırıyor.
—
? Kısacası:
Olayın başı tamamen şans, ama devamı tamamen stres + negatif odaklanma + kendini gerçekleştiren kehanet + öğrenilmiş çaresizlik karışımı.
Beyin, istemediği şeyi “kaçınma” modunda çalışırken istemeden ona yöneltiyor.
Gabriel’in durumu hem çok komik hem de biraz üzücü; çünkü iş şanssızlık sınırlarını aşıp gerçekle psikolojinin kesişim noktasına yerleşiyor. Herkes için viral ama imkansıza yakın bir hikaye bu 🙂





