
“İnsanlar bilmiyorlar. Daha da üzücü olan, bilmediklerini de bilmiyorlar.”
Bu cümle, cehaletin iki katmanlı doğasına işaret eder: bilmemek ve bilmediğinin farkında olmamak. Sosyal bilimler bağlamında bu durum sıklıkla “Dunning-Kruger etkisi” ile açıklanır. Birey, belirli bir konuda ne kadar yetersizse, o konudaki cehaletinin farkına varmakta da o kadar zorlanır. Kendi eksikliğini fark edemeyen kişi, öğrenme ihtiyacını da duymaz. Bu nedenle toplumlar, eğitim eksikliği kadar, farkındalık eksikliğinden de muzdariptir.
Daha da önemlisi, insanların “bilmiyor olmaları”, onların ruhsal yolculukta henüz bir uyanış yaşamamış olduklarını gösterir. Fakat daha da derin ve trajik olan, bilmediklerini de bilmemeleridir. Bu, kişinin henüz kendi cehaletinin veya ruhsal karanlığının farkında bile olmaması demektir. Bu durum, spiritüel öğretilerde genellikle “uyuyan zihin” ya da “uyanmamış ruh” hali olarak tanımlanır. İnsan farkındalık düzeyine göre yaşar. İnsan sadece zihinsel olarak değil, ruhsal olarak da uyanmalıdır. Ancak çoğu birey “uyanmadığını” dahi bilmeyecek bir bilinç düzeyinde yaşar. Bu nedenle hakikat, bireyin gelişmişliğine göre açığa çıkar. Herkes kendi idrak penceresinden bakar dünyaya; kimisi yalnızca duvarları görürken, kimisi aynı pencereden ufku seyredebilir.
Tasavvufta, Mevlânâ’nın “Uyan da gel!” çağrısı buna benzer bir noktaya temas eder. İnsan, hakikatin izine düşebilmesi için önce kendi gaflet halini fark etmelidir. Bilmediğini bilmemek, insanın hâlâ egosunun perdesiyle örtülü olduğunu; yani nefsin yoğun katmanlarından henüz sıyrılamadığını gösterir. Uyanış ise, önce bu örtüyü fark etmekle başlar. Çünkü en büyük karanlık, karanlıkta olduğunu fark etmemektir.
Bilmediklerini bilmeyen birey, çoğu zaman öğrenmeye de dirençlidir. Çünkü öğrenmek; mevcut kimliği sarsabilir, konfor alanını tehdit eder. Bu yüzden bilgiye ulaşmak kadar, bilgiyi istemek ve ona açık olmak da bir erdemdir. Gerçek bilgiye giden yol, önce cehaleti kabul etmekle başlar. Ve bu kabul, hem zihinsel olgunluk hem de ruhsal teslimiyet gerektirir.





