
“Çok yalnız ve kimsesiz olduğunda ya da karanlığın içinde kaybolduğunda, sana kendi varlığının içindeki muazzam aydınlığı göstermeyi ne kadar isterdim…” Sadi Şirazi
Bu söz, insanın yalnızlıkla imtihanına dair derin bir içgörü barındırır. Sosyolojik olarak, birey modern toplumun içinde giderek atomize olmakta, ilişkiler yüzeyselleşmekte ve insan kendi duygularıyla baş başa kalmaktadır. Toplumun bireyi yalnızlaştıran yapısı, duygusal yalıtılmışlığı artırırken, birey yalnız kaldığında kendi iç dünyasını anlamlandırmakta zorlanabilir. Tam da bu noktada, bir başkasının ona “içindeki ışığı” hatırlatması, sosyal desteğin hayati önemini gösterir. Dayanışma, görünmek ve görülmek, insanın varoluşunu meşrulaştıran sosyal ihtiyaçlardır.
Psikolojik açıdan bu söz, bireyin karanlık anlarındaki umutsuzlukla başa çıkma mekanizmasına seslenir. Depresyon, travma ya da varoluşsal sorgulamalarla örülü bir “karanlık” anında birey, kendi değerini ya da gücünü unutabilir. İşte bu anda birinin, onun içinde taşıdığı ışığı — yani kendi içsel gücünü, özdeğerini ve yaşama yetisini — hatırlatması iyileştirici bir eylem olur. Bu, yalnızca teselli değil; psikolojik olarak “ayna görevi” gören, bireyin kendini yeniden tanımasını sağlayan şefkatli bir müdahaledir.
Spiritüel olarak ise bu cümle, “içsel ışık” kavramını merkeze alır. Tasavvuf, Hint felsefesi ve pek çok mistik gelenekte, insanın özünde zaten saf bir nur, bir ilahi kıvılcım taşıdığı kabul edilir. Karanlık ise hakikati unutmuş olma hâlidir. Sadi Şirazi burada neredeyse bir mürşid gibi, kişinin kendine dönmesini, içsel hakikatini yeniden fark etmesini arzular. “Sana gösterememek” acısı da, karşıdakinin kendi ışığını görememesinin yarattığı derin empatik yüktür. Gerçek bir spiritüel rehberlik, karşıdakine kendi özünü göstermekten başka bir şey değildir.
İşte tam da bu nedenle Sadi Şirazi’nin cümlesi yalnız bir teselli değil, bir çağrıdır. İnsan bazen kendi ışığını göremez, çünkü karanlık ona çok yakındır. Ama bu ışık, hiç sönmeden içimizde durur — sadece görünmez olur. Bir başkasının sevgisi, fark edişi ve şefkati; bu görünmeyeni yeniden görünür kılabilir. Ve belki de hayattaki en büyük armağan, birinin gözlerinin içine bakıp “Senin içindeki o ışığı ben görebiliyorum” diyebilmektir. Çünkü bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, birinin gelip onu kurtarması değil; onun içindeki gücü, güzelliği ve ışığı yeniden hatırlatmasıdır.





