
Çocukların erken yaşta cinsel veya şiddet içerikli materyallerle karşılaşması, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik düzeyde kalıcı etkiler yaratmaktadır.
Nörobilimsel çalışmalar, özellikle gelişim çağındaki beynin yüksek plastisite (yeniden şekillenebilirlik) gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu dönemde karşılaşılan yoğun uyarıcılar —pornografi, aşırı şiddet veya travmatik içerikler gibi— çocuğun hipotalamus, amigdala ve prefrontal korteks bölgelerinde doğrudan değişimlere neden olabilir. Bu bölgeler; duygusal düzenleme, dürtü kontrolü, stres yanıtı ve karar verme mekanizmalarını yönetir.
Cinsel içeriklerle erken yaşta temas, hormonal sistemin düzensiz çalışmasına yol açarak erken ergenlik riskini artırabilir. Özellikle kız çocuklarında bu durum östrojen dengesini etkileyerek fiziksel gelişimi hızlandırırken; erkek çocuklarında testosteron dengesizlikleriyle birlikte davranışsal bozukluklara zemin hazırlar.
Benzer şekilde, şiddet içerikli materyallerle erken temas, kortizol (stres hormonu) düzeylerinde kalıcı yükselmelere neden olabilir. Bu da çocukta anksiyete, uyku bozuklukları, sosyal geri çekilme ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi psikopatolojilere zemin hazırlar. Araştırmalar, bu etkilerin sadece çocuklukta değil, ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam ettiğini göstermektedir.
Çocuklar, beyinlerinin gelişimsel aşamaları gereği, maruz kaldıkları içeriklerin uzun vadeli etkilerini değerlendiremezler. İşte bu yüzden, ebeveynlik yalnızca sevgi değil, aynı zamanda denetim ve sorumluluk gerektirir. Bilinçli dijital filtreleme, çocuğun gelecekteki zihinsel ve bedensel sağlığı için kritik bir koruma kalkanıdır.





