
“Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir.” Einstein
Bu söz, bilginin gerçek anlamda içselleştirilmesi ve sadeleştirilebilmesinin önemini vurgular. Sosyal bilimler açısından değerlendirildiğinde, bu ifade pedagojinin temel bir ilkesine işaret eder: Anlatılan bilgi, alıcının bilişsel seviyesine göre şekillenmelidir. Eğer bir kavramı en basit haliyle aktarabiliyorsanız, bu onun yapısını, özünü ve neden-sonuç ilişkilerini özümsediğiniz anlamına gelir. Anlaşılmayan bilgi karmaşıklaştırılır; özü kavranan bilgi sadeleştirilir.
Bir bilgiyi karşı tarafa aktarabilmek, sadece teknik bilginin değil, aynı zamanda o bilginin zihinsel olarak sindirilip yapılandırıldığının bir göstergesidir. Anlatamamak, çoğu zaman bilginin yüzeyde kaldığını, derinlemesine düşünülmediğini gösterir.
Kısacası, derin bir kavrayış, büyük laflarla değil, çocuk kalbine ulaşabilen cümlelerle kendini belli eder. Gerçek anlayış sadeleşir; kendini basitçe anlatır.
Bu nedenle ben de yazılarımı mümkün olduğunca sadece ve anlaşılır bir dille kaleme alır; derslerde ya da seminerlerde anlattığım konuları dinleyicilerin yaş ve eğitim seviyesinde sadeleştirerek anlatır, anlayabileceği örnekler ve cümlelerle anlamı güçlendiririm. Çünkü bilginin değeri, ne kadar karmaşık anlatıldığında değil; karşıdakinin zihninde ve kalbinde ne kadar yankı bulduğundadır. Gerçek bilgi anlaşılmış, gerçek aktarım anlaşılabilir olandır.





