Neyi yapman gerektiğini öğrenmen kadar, neyi yapmaman gerektiğini öğrenmen de önemlidir. Sadece eylem odaklı değil; aynı zamanda sınır ve bilinç odaklı bir öğrenme biçimini gereklidir. Modern toplumda bireyler çoğunlukla “başarmak”, “yapmak”, “üretmek” üzerinden tanımlanır. Fakat bu kültür içinde, neyin yapılmaması gerektiği bilgisi göz ardı edilir. Halbuki sosyal bilimler bize gösterir
“Karşımıza erken çıkmış insanları, yolun dışına sürerken; bir gün geri dönüp, onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir, hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız
“Çok yalnız ve kimsesiz olduğunda ya da karanlığın içinde kaybolduğunda, sana kendi varlığının içindeki muazzam aydınlığı göstermeyi ne kadar isterdim…” Sadi Şirazi Bu söz, insanın yalnızlıkla imtihanına dair derin bir içgörü barındırır. Sosyolojik olarak, birey modern toplumun içinde giderek atomize olmakta, ilişkiler yüzeyselleşmekte ve insan kendi duygularıyla baş başa
Çocukların erken yaşta cinsel veya şiddet içerikli materyallerle karşılaşması, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik düzeyde kalıcı etkiler yaratmaktadır. Nörobilimsel çalışmalar, özellikle gelişim çağındaki beynin yüksek plastisite (yeniden şekillenebilirlik) gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu dönemde karşılaşılan yoğun uyarıcılar —pornografi, aşırı şiddet veya travmatik içerikler gibi— çocuğun hipotalamus, amigdala ve prefrontal korteks